Pillion: Cinsel özgürlüğe giden yol itaatten geçebilir mi?

– Sevgi değil mi zaten amacı? – Neyin? – Her şeyin… Alexander Skarsgård’ın tanıtımı sırasında tercih ettiği yenilikçi, erotik ve deri aksesuarlarla bezenmiş kostümleri sayesinde merakımı cezbetmişti Pillion… İyi ki de öyle olmuş, çünkü vitrine seksi koymasına rağmen, sevmeye ve sevilmeye cesaret ettiğimizde neleri kazanabileceğimize ve kaybedebileceğimize dair dokunaklı bir film izlemiş oldum. Pillion, Skarsgård’ın […]

No Other Choice: Serasında ağaç yetiştirmeyi seven bir adamı katile dönüştüren kapitalizm bize ne yapmaz?

Mutlu bir aile tablosuyla başlıyor No Other Choice. Düşünceli bir koca, güzel bir eş, tatlı çocuklar. Adam resmen bir şükür anı yaşıyor bahçesinde mangal yaparken, ailesine sarılıyor sıkı sıkı. Bir yaz günü. Ancak birden yaprakların dökülmeye başlamasıyla anlıyoruz, mevsim değişiyor. Bu tablo artık eskisi gibi olmayacak. Çerçevedeki resim solacak, bir daha o ana geri dönemeyecek […]

Train Dreams: Felaketlerine rağmen dünyanın yaşanılırlığına dair şairene bir anlatı

Başınıza kötü bir şeyler geleceği hissi ile nasıl başa çıkarsınız? Peki bu hisleriniz gerçekten de birtakım felaketlere işaret ediyorsa? Hani derler ya, hayatınızda yolunda giden ve güzel şeyler olduğunda hissettiğiniz korku tam olarak kırılganlıktan kaynaklanır diye… Çünkü aslında beyniniz mutlu olduğunuz ve sevgiyle donandığınız bir anda savunma sistemini devreye sokarak sizi olabilecek kötü şeylere hazırlamak […]

If I Had Legs I’d Kick You: Bir annenin karanlık boşluğuna düştüğümüz tekinsiz bir deneyim

Hepimizin içinde barındırdığı karanlık bir taraf var; en şefkatli, en özgeci, en sevgi dolu olanımızda bile… Bu tarafı besleyen, onun hayal gücünü genişleten, tekinsiz deneyimlerin ise ayrı bir çekiciliği var. If I Had Legs I’d Kick You filmiyle bir annenin karanlık dünyasına sürüklendiğimiz gibi kendi açmazlarımızın boğuculuğunu iliklerimizde hissederek garip bir hazzın eşlik ettiği bir […]

Song Sung Blue: Müziğin yolunu açtığı, üçüncü, dördüncü şansların filmi

İkinci şansa inanmayanların izlemesi gereken bir film; çünkü sadece ikinci şansların değil, üçüncü, dördüncü şansların da olduğunu anlatıyor Song Sung Blue. Kendi aileni yaratmak ya da bulmak, aşık olmak ya da hayallerini gerçekleştirmek için de… Hugh Jackman’ın karakteri Mike bir Neil Diamond hayranı. Aynı zamanda iyi bir müzisyen; etkileyici bir karizması, insanların sevgisine mazhar olan […]

Sentimental Value: Ailenizin açtığı yaraları kapamak için tek çare kaçmak mı?

Sentimental Value’da yalnızlıklarının ortasında kaybolmuş insanlar var, aslında yalnız olmadıkları halde… Bunu anlamaları ve görmeleri, birbirlerinin yanlarında olduklarını hatırlamaları iyileşmelerine fırsat tanıyor. Nora ile kız kardeşi Agnes’in büyüdüğü ev, sadece onların sancılarına değil, ailenin önceki kuşaklarının sarsıntılarına da yuva olmuş. Evin duvarlarına sinen bir ihanet, terk edilmişlik, kavga ve öfke var. Evin içinde büyüyen son […]

History of Sound: Kayıplar akıp giderken bir ormanın patikasından, yutkunmak ve şarkı söylemek kalıyor geriye

Yumuşacık bir film History of Sound… Ilık bir sonbahar güneşi nasıl ısıtırsa ellerinizi, öyle… Kendiliğinden bir sevgi nasıl sararsa bünyenizi… Uykuya dalmanız için usulcacık söylenen bir ninni gibi… Orman içindeki ahşap bir evin terasında gitarını tıngırdatan bir adam. Babası öldüğünde kasabalılarla ateş etrafında yas şarkıları söyleyen bir genç. Göçe zorlananların topraklarını bırakmadan önce söylediği ağıtlar. […]

Steve: Felaket belki şekil değiştirir ve yarının neşesi olur

❝Sonsuz ihtimaller olduğunu anlatmak istiyorum. Başka yerlerde hayal bile edemeyeceğin gibi bir müzik, iklim ya da sevgi varolabilir; belki de sadece yıkım vardır. Ama kim bilir? Felaket belki şekil değiştirir ve yarının neşesi olur.❞ Steve, ortalığı birbirine katan bir fırtınanın ortasında beliren bir gökkuşağı gibi, kaosun içinde vaat ettiği umut ile etkiledi beni. “İnsan ne […]

The Brutalist: İsmini aldığı mimari akım gibi sert bir film

İsmini aldığı mimari akım gibi keskin köşeleri olan ve sert bir film The Brutalist. Brüt betonun yarattığı hacim duygusu filme olanca ağırlığıyla sinmiş. Brütalizmden en büyük farkı, ışığın sesinin kısıldığı zamanlarda bile, ağırbaşlılıkla sahnelere sinen renkler. The Brutalist’in en zayıf yanı, çok güçlü çok sayıda temaya dokunması. O kadar ağır mevzular ki hepsi, filmin odağında […]

A Complete Unknown: Bob Dylan’ın şarkı sözü dehasını ve müzik sevdasını hakkıyla anlatan film

Biyografi filmlerine dair sevmediğim hiçbir şey yok A Complete Unknown’da. O yüzden bayıldım zaten! Özyaşam filmlerinde söz konusu kişinin hayatında yok şu oldu yok bu oldu diye kronolojiye sıkıştırılan, ansikolopedi gibi arka arkaya dizilen olaylar kadar sıkıcı gelen bir şey yok bana. Bob Dylan gibi ciltlere sığmayacak bir müzisyenin hikayesini nasıl birkaç saatte anlatabilirsiniz ki? […]