– Sevgi değil mi zaten amacı?
– Neyin?
– Her şeyin…
Alexander Skarsgård’ın tanıtımı sırasında tercih ettiği yenilikçi, erotik ve deri aksesuarlarla bezenmiş kostümleri sayesinde merakımı cezbetmişti Pillion… İyi ki de öyle olmuş, çünkü vitrine seksi koymasına rağmen, sevmeye ve sevilmeye cesaret ettiğimizde neleri kazanabileceğimize ve kaybedebileceğimize dair dokunaklı bir film izlemiş oldum.
Pillion, Skarsgård’ın karakteri Ray üzerine kurulu değil. Daha çok Ray’in ve teslimiyete dayalı ilişki anlayışının, utangaç genç bir adam olan Colin’e açtığı kapılarla ilgili…
Çekingen ama sevgi dolu, sessiz ama komik biri Colin. Hayatına yakışıklılığı ve karizmasıyla herkesin ağzının suyunun aktığı Ray girince, dünyası alt üst oluyor.
Bir ilişkide sınır çizmenin anlamı üzerine benim gibi düşünenlerin izlemesi gereken bir film Pillion. Filmi izlerken yüksek sesle bağırmak istedim Colin’e neleri talep etmesi gerektiğine dair… Colin bunu en sonunda öğrendiği ve talep ettiklerini elde ettiği anda, büyük bir kayıp da yaşıyor. Ama sanırım değiyor buna. Çünkü sevgi potansiyelini ve bunun açabileceği mutluluğu ucundan da olsa yakalıyor.
Colin, Ray ile ilişkisi aracılığıyla uysallığının ve itaatkar tavrının aslında güçlü yanı olduğunu görüyor. Bu sayede yakınlığı ve tutkulu bir cinselliği yaşayabileceğini anlıyor ve kucaklıyor bu yönünü.
Ray ise pek çoğumuz gibi, otoritesinin arkasında aşılması zor kocaman duvarlar saklıyor. Bu duvarları örmesinin sebebi tam da tahmin ettiğiniz gibi; aslında kalbinin o kadar da güçlü olmaması…
Colin’in değişiminde sadece Ray ile itaata dayanan ilişkisi yoluyla cinselliğine, arzularına ve karakterine dair öğrendikleri rol oynamıyor. Ray’in üyesi olduğu LGBTQ+ motosiklet grubuyla da, farklılıkları kucaklayan bir topluluğun parçası olmanın getirdiği birleştirici aidiyet hissinin ne kadar özgürleştirici olduğunu görüyor.
İngiltere’nin küçük bir şehrinde, sıradan bir işe ancak sıradan olmayan sevgi dolu bir aileye sahip olan Colin’in gönül gözü, yanı başında soluk almasına rağmen ne kadar güzel olduğunun farkında olmadığı bu dünya sayesinde genişliyor. Bize de çevremize biraz farklı bir gözle bakmamız için cesaret veriyor.